Sivil Toplum ve Sendika 
Bir Hak ve Hakikat Arayışı Olarak Sivil İtaatsizlik


Sivil toplum örgütleri insanların çeşitli nitelikteki ihtiyaçlarını temin ederler. Bundan dolayı insanlar var oldukça etrafları örgütlerle çevrilmeye devam edecektir. Örgütlerin hayat bul-masındaki en genel şartların başında karşılıklı yardımlaşma ve güç birliği yapma isteği gelmektedir. İnsanlar tek başlarına gerçekleştiremedikleri işlerini, özlemlerini ve ideallerini diğer insanlarla güç birliğine giderek gerçekleştirirler. Böylece örgütlerde hayat bulmuş olurlar. Yani örgütler içinde doğdukları ve büyüdükleri çevrenin ürünüdürler. Çevre örgüt ilişkisi karşı-lıklı etkileşim ve bağımlılık çerçevesinde örgütlerin gelişimini, işlevselliğini ve değişimini beraberinde getirmektedir. Gerek çevre gerekse örgüt olsun ikisinin de en önemli başat unsuru “insan”dır. İnsan faktörü örgütsel yapılanmaların hem özü hem mamulü hem de tüketicisidir. Bu noktadan hareketle denilebilir ki insanın merkezinde konumlanmadığı bir örgüt yapısı diğer bir ifadeyle üyesinin duygu ve düşünce dünyasında soyutlan-mış bir örgüt sağlıklı işlevler yerine getiremez. Örgütün hedef ve değerleri ile müntesibinin hayattan beklentileri ve idealleri arasında mutlaka bir bağlantı olmalıdır. Bu bağlantının sağlık derecesi toplumun ve toplumu oluşturan ferlerin bilgi düzeyiyle yakından alakalıdır. İnsanın, yaratıcılığı, bilgisi ve ilişkili olduğu alanın/yapının bakış açısı ve imkânları ile orantılıdır. Bilgi insanın kendi kendisi ile tesis edeceği diyalogun mahiyetini belirleyen en önemli unsur olma özelliğini taşırken aynı zamanda toplumun geçmişi ve geleceği ile kuracağı bağlantının da görünür yüzünün ifadesidir. Ancak bilginin yalnız başına bir dönüştürücü olmadığı, ahlak ve duru bir zihniyet ile bütünleştiğinde önemli bir güce sahip olduğu unutulmamalıdır. İnsan, zaman ve mekân bütünlüğü içinde ele alınması gereken bilginin, nasıl bir dönüştürücü güce sahip olduğunun beklide en iyi inceleneceği kavramlar sivil itaatsizlik ve sivil toplum kavramlarıdır. Sivil itaatsizlik ve sivil toplum kavramlarını sendika özelinde çerçeveleyerek incelediğimizde, Avrupa’da sınıflı toplumun sosyal adaleti tesis için verdiği mücadelenin bir ürünü olarak doğan “sınıf temelli” sendikaların, batılı değerlerle şekillenmeyen diğer bir ifadeyle sosyal ve siyasal ayrışmanın sınıf temeline dayanmadığı toplumlarda “hak temelli” örgütler mahiyetinde ortaya çıktığı ilk tespit olarak göze çarpmaktadır. Gerek sınıf temeline gerekse hak temeline dayansın, küreselleşme süreciyle birlikte, zamanın ve mekânın daralması ve bilginin hızlı akışı sendikal örgütlenmelerin ve ilgi alanlarının hızla bir değişim ve dönü-şüm içine girmesine sebebiyet vermiştir. Bu kapsamda kanaatimizce günümüzde sendikacılığın niçin ve nasıl yapılması gerektiği hususu, tekrar temellendirilmek zorunda olan konuların başında gelmektedir. Sayın Prof. Dr. Mevlüt UYANIK Hocamla birlikte hazırladığımız ve okuyucunun istifadesine sunulan bu mütevazı çalışma bu gayretlerin bir ürünüdür. Emek bizden, inayet ve tevfik Yüce Mevla’dandır…
Mustafa GÜÇLÜ
Anadolu-Sen Konfederasyonu
Genel Başkanı