SİYASET KAVRAMI VE DİN İLİŞKİSİ

İnsan yaratıldığından beri ihtiyaçlarını karşılayabilme kapasitesine ve mahiyetine göre yaşam standardını ve kalitesini belirlemektedir. İş bölümünü geliştirerek daha çok üreten ve üretim kaynaklarını kontrol altında tutan toplumlar, az üreten buna bağlı olarak ürettiğinden fazla tüketen toplumlar üzerinde egemenlik kurmaya yönelmişler ve adalet kavramını merkeze almayan bir düşünce sistemi üzerine bina edilen ekonomik anlayışın gelişmesi ile de bu üretim ve tüketim kültürü, sömürü düzenini beraberinde getirmiştir. Özü itibariyle adaleti merkezine koyan dinler, bu süreçte sömürü düzeninden beslenen sistemleri kimi zaman alt üst etmiş, kimi zaman ise tahrif edilerek emir altına alınmıştır. Toplumların sosyal, kültürel ve ekonomik gelişimlerinin en belirleyici ve başat unsurunun siyaset olduğu kabul edilirse, bu konun daha detaylı anlaşılabilmesi için siyaset kavramının din ile ilişkisinin üzerinde önemle durulmalıdır.

Din duygusunun kaynağı insanın yaratılışında varolan “fıtrat”, dini esasların menbaı “vahiy”, dini esasların günün şartlarına göre anlamlandırılarak hayata aktarılmasında kullanılan meleke ise “akıl”dır. Diğer bir ifade ile dinde otorite Allah’tır; siyasette otorite ise fertlerin tayin ettiği insandır. İmam Maturidi bu hususun vahidden beslenen akıl ile izahını “diyanetin ve siyasetin” alanlarını ve sınırlarını çerçeve içine alarak ortaya koymuştur.  

İnsanın hikmeti dayalı ilim ile ettiği bilgi neticesinde ürettiği siyasal zihniyet insan yaşamı için hayati değerdedir ama mutlak değildir; zira mutlak ilimde Allah’a ait olduğundan dolayı, insanın ürettiği siyasal zihniyette değişmez bir tabu değil yeniliğe ve gelişime açık bir alan olarak görülmelidir. Bu nedenle siyasal zihniyet, neşet etmesi gerektiği kaynak olan dini kontrol altına alan egemen bir yapıya dönüşmemelidir. Bu noktada  “ilim adamları” din, siyaset ve ilim alanları arasında güzel bir denge kurarak fikir üretmelidir. Aynı şekilde siyasetin baş aktörleri “siyasetçilere” büyük bir sorumluluk ve onlara yetki veren “vatandaşlara” da büyük bir mesuliyet düşmektedir. Bu sorumluluk ve mesuliyetlerin özünü  “hükmederken adaletle hükmetmek ve emaneti ehline vermek” diye ifadelendirebiliriz.  Bütün mesele burada bitmektedir. Netice itibari ile siyaset mekanizması dini iktidara gelmek için kullanılan bir enstruman olarak algılamamalıdır. Böyle bir anlayış dine yapılabilecek en büyük hata ve kötülüktür.

 Okunma Sayısı : 318         16 Kasım 2018